TÜRKÇE-BİLGİ /// B.ÖZDOĞAN
  DİL (DEYİM)
 
(İçinde "dil" geçen deyimler)

Dilden dile dolaşmak: Her yerde, pek çok kimse tarafından bahis konusu olmak.
"Ata sözleri dilden dile dolaşarak günümüze kadar geldi."

Dil dökmek: Kandırmak, inandırmak ya da yararlanmak için tatlı sözler söylemek.
"Peşine düşen çocuğu ne kadar dil döktüyse de evde kalmaya razı edemedi."

Dil ebesi: Çok fazla ve esprili konuşan.
"Dil ebesi bir adam o, sen onunla başa çıkamazsın."

Dile (dillere) düşmek: Hakkında dedikodu yapılmak.
"Allah kimseyi dile düşürmesin, kadıncağız sokağa çıkamaz oldu."

Dile gelmek:
1. Konuşma yeteneği yokken konuşmak, dillenmek.
2. Dile düşmek.
"Dile geldi dağlar, avuttu onu!"

Dile getirmek:
1. Bir meseleyi belirtmek, ortaya atmak, anlatmak, açıklamak.
2. Birini konuşturmak.
"Hiç umulmadık bir anda konuyu dile getirdi, hepimizin anlamasını sağladı."

Dile kolay: Söylenmesi kolay ama yapılması ortaya konması ya da katlanılması çok güç.
"Evet, dile kolay, haydi yap da görelim."

Dili açılmak:
Herhangi bir sebepten dolayı konuşamayan kimse, birden konuşmaya başlamış olmak.
"Dili açıldı çok şükür!"

Dili dolaşmak: Heyecan, korku ya da bir hastalık sebebiyle söyleyeceğini şaşırmak, karıştırmak, açık olarak ifade edememek.
"Babasını aniden karşısında görünce dili dolaştı, kekelemeye başladı."

Dili dönmemek:
1. Bir sözü doğru ve düzgün söylemeyi becerememek, yanlışsız konuşamamak.
2. Amacını iyi anlatamamak.
"İnşaallah dilim dönmeden meseleyi anlatır da kurtulurum ondan."

Dilinden kurtulamamak: Yaptığı bir kabahatten ötürü sürekli olarak, bir kimsenin sitem, eleştiri ve sataşmalarına uğramak.
"Ne yapmalıyım da dilinden kurtulmalıyım onun?"

Dilinde tüy bitmek: Sık sık söylemekten bıkmak, usanmak.
"Size söyleye söyleye dilimde tüy bitti."

Diline dolamak:
1. Bir kimsenin dedikodusunu yapmak, kötü tarafını her yerde söylemek.
2. Bir şeyi her fırsatta söyler olmak.

Dilinin altında bir şey olmak: Bir kimsenin sözlerinden açıkça söylemediği bir şeyler olduğu anlaşılmak.
"Dilinin altında bir şey olduğunu biliyorum ama bir türlü söyletemiyorum."

Dilinin ucuna gelmek:
1. Tam söyleyecekken vazgeçip söylememek.
2. Hatırladığı şeyi söyleyecekken yine unutuvermek.
"Dilinin ucuna geldi ama utandığı için söyleyemedi."

Dilini tutmak: Sonunu düşünerek gelişigüzel konuşmaktan sakınmak, ölçülü konuşmak, rast gele konuşmamak.
"Dilini tutmasını bilmeyenlerin başına neler geldiğini sana söylemediler mi?"

Dilini yutmak: Büyük bir korku, şaşkınlık ya da sevinç karşısında konuşamaz hâle gelmek.
"Korkudan neredeyse dilini yutacaktı."

Dilin kemiği yok ya!:
1. Önceden söylediği sözü başka biçimlere sokarak inkâr etmek.
2. İnsan konuşurken bazı hatalar yapabilir, doğru ve yanlış herşeyi söyleyebilir.

Dili olsa da söylese: "Cansız nesneler, hayvanlar konuşabilseler, bazı olaylara tanıklık edebilseler ne iyi olurdu" anlamında kullanılır.

Dili tutulmak: Herhangi bir sebepten ötürü söz söyleyemez duruma gelmek.
"Sevinçten dili tutuldu bizim kızın."

Dili uzun: İncitici, kırıcı sözler söyleyen, saygısız kimse.
"O uzun dilini bana kestirmeden çek içeri!"

Dili varmamak:
Bir sözü söylemeye gönlü razı olmamak.
"Sana git demeye dilim varır mı sanıyorsun?"

Dillerde dolaşmak: Her yerde kendisinden, ondan söz edilmek.
"Cephede gösterdiği yararlılıklardan sonra adı dillerde dolaşır oldu."

Dillere destan olmak: Bir olay veya nitelik halk arasında yayılmak.
"Ona öyle bir oyun oynayacağım ki dillere destan olacak!"

Diline pelesenk etmek: Bir sözü her zaman, yerli yersiz tekrarlamak.
"Şey sözünü diline pelesenk etmişsin, her cümlenin başında kullanıyorsun."

Dil uzatmak: Bir kimse veya bir şey için kötü söz söylemek.
"Ben öğretmenime dil uzattıracak adam değilim."

Dil yarası: Acı, ağır ve kötü sözün gönülde bıraktığı kırgınlık.
"Bıçak yarası geçer, dil yarası geçmez demişler."

 
  213331 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=