TÜRKÇE-BİLGİ /// B.ÖZDOĞAN
  YOZLAŞMA VE GELECEĞİMİZ!
 
YOZLAŞMA VE GELECEĞİMİZ! 
     Sosyal ve beşeri ilişkilerimizde bir takım sorunlarla karşılaştığımızda, şikâyetçi oluruz ve dert yanarız zaman zaman. “Eskiden böyle miydi?..” deriz ama, neden bu hâle geldiğimiz konusunda da kafa yorup, bir proje geliştirmeyi hiç düşünmeyiz.
     Bu olumsuzluklarda “Benim ne kadar payım var?” diye özeleştiri de yapmayız!..
     Yirminci asrın son çeğreğinden itibaren, ülkemizde; sosyal, kültürel, eğitim ve ekonomik alanda önemli gelişmeler oldu. Her ne kadar, birçok sıkıntılar varsa da, insanlarımız gözle görülür imkânlara sahiptir günümüzde.
     Bütün bu imkânlara karşılık; mutluluk, huzur, güven ... tam olarak tesis edilemediği gibi, millî ve ahlâkî değerlerimiz de dejenere olmaya başladı.
     Merkezi ve yerel yönetimlerin almış olduğu çeşitli önlemlerle, geleceğe yönelik umut verici gelişmeler de oluyor elbette...
     Yaşı ellinin üzerinde olanların çok iyi hatırlayacağı gibi; 1980 öncesi dönemlerde, vatandaşlarımız bugünkü imkânların yarısına bile sahip değildi belki... Ama, evinde daha mutlu ve huzurluydu(anarşik olayları saymazsak). Bir ailede, bir kişinin çalışmasıyla geçinmek mümkündü.
     Bugünkü kadar aşırı tüketim ve israf yoktu; özel televizyonlar olmadığı için, tüketimi teşvik edici unsurlar da mevcut değildi. Ayrıca kanaat vardı. Tüketim rekabeti de pek yoktu. O yıllarda “lüks” olan ihtiyaçlar, bugün “zaruri” ihtiyaçlar sınıfına geçti. Yani, ihtiyaçlarımız da çağ atladı!..
     Aşırı tüketim ve israf neticesinde, önemli çevre sorunları ile karşı karşıyayız bugün. Bu sorunlar, felâket boyutuna gelmeden; gerek bireysel, gerekse toplumsal bazda ciddi tedbirler alınmalıdır!..
     Ayda 70.000''den fazla taşıt aracının trafiğe çıktığı bir ülkede, mevcut alt yapının buna cevap vermesi elbette mümkün değil! Bütün caddeler, sokaklar, kaldırımlar araçların işgali altında!..
     Ya egzoz gazlarının meydana getirdiği hava kirliliği!..

Tabiî insanlarımız her şeyin en iyisine sahip olmalı, bütün teknolojik gelişmelerden istifade etmelidir. Önemli olan, bu hakkı bilinçli kullanmak ve bunu yaparken başkasının hakkına riayet etmek!.. 
     Şayet kaldırıma park edilen araç ve işyerinin önüne konan malzemeler; dairelerin önüne konan çöp poşeti; gecenin geç saatlerine kadar yüksek sesle televizyon izlenmesi, müzik dinlenmesi başkalarını rahatsız ediyorsa, bu bir hak kullanımı değil, düpedüz başkasının hakkına tecavüzdür! Bunun telafisi de mümkün olmuyor çoğu zaman...

     Sevgi, güven, yardımlaşma/paylaşma ve komşuluk ilişkilerine de kısaca bir göz atacak olursak:
     Eskiden “köy odaları” vardı... Oralarda köylüler toplanır kitap okur, sohbet eder, bilgi alış-verişinde bulunur; köye gelen bir yabancı veya garip-gureba orada yer-içer, barınırdı. Bu yabancıların kim olduğuna da pek bakmazlardı. Böyle bir güven ortamı vardı o yıllarda. Bu köy odaları, Selçuklçular ve Osmanlılar zamanındaki kervanarayların işlevini görüyordu âdeta...
     İmecenin dışında; yardımlaşma ve paylaşmaya da oldukça önem verirlerdi:
Ekin biçme ve harmanda; işini erken bitirenler, diğerlerinin yardımına koşarak, yağmurlu havalara kalmadan işlerini bir an önce bitirmeleri sağlanırdı! 
     Bayram namazlarından sonra; köye gelen misafirleri yemeğe götürmek için birbirleriyle yarışırlardı âdeta. Kim daha çok misafir götürürse evine, o oranda mutlu olurdu. Götürecek misafir bulamayanlar da, başka bir köylüyü zorla evine götürmeye çalışırdı, çocukluğumuzun ve gençliğimizin geçtiği o yıllarda!
     İlkbahara doğru hayvanının samanı, ekmeklik buğdayı biten, rahatlıkla komşusundan isteyebiliyor, karşı tarafta hiç tereddüt etmeden veriyordu istenileni!
     Şehirlerde bakkallar, manifaturacılar, ... veresiye satış yapabiliyordu, senet sepet almadan!
     Herkes, borç para isteyenlere endişe etmeden istediği parayı verebiliyordu!
     Yine eskiden; bayramlarda ve özel günlerde kapı-komşu, eş-dost, hısım-akraba, yaşlı-genç, fakir-zengin birbirlerini mutlaka ziyaret ederlerdi! 
     Evinde pişirdiği yemeğin kokusu komşularına gitmesin diye, gerekli önlemi alırdı veya pişirdiğinden onlara da ikrâm ederdi. Başkalarının iştahı çeker diye çocukların, dışarıda bir şeyler yemelerine müsaade edilmezdi. Çarşıdan-pazardan getirilen sebze ve meyveler kese kağıdına konurdu, görünmesin diye!
     Çocuklar ve gençler; büyüklerin yanında değil argo ve laubali konuşmalar yapmaları, sigara bile içmeye çekinirlerdi!

     Ya şimdi?.. Yoksa, betonlaşmayla beraber gönüllerde mi katılaşmaya başladı?!
...
     Bütün bu olumsuz durumlara rağmen; günümüzde güzel ve sevindidici gelişmelerin olduğu, umut vaat eden gençlerimizin yetiştiği de inkâr edilemez elbette...

     Ülkemizin sosyal, kültürel ve ekonomik yönden hakkettiği seviyeye gelebilmesi için; çocuklarımızın, gençlerimizin millî ve ahlakî değerlere bağlı olarak yetişmesini sağlamak en önemli görevimiz olmalıdır!
     Zira, getirisi en fazla olan yatırım, insana yapılan yatırımdır; dönüşümü geçte olsa!..
Bir Çin atasözünde şöyle deniyor:
     “Bir yerde, küçük insanların büyük gölgeleri oluşuyorsa, orada güneş batıyor demektir.” 
     M. Murray Butter de:
“Dünya, üç çeşit insandan oluşur: Sonuçları ortaya çıkaran ve yapan küçük bir seçkin grup; olup biteni seyreden, oldukça büyük bir grup; nelerin olup bittiğinden habersiz, muazzam bir kalabalık!” diyor.
 
  214599 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=